İlk izlenimlerimiz bizi nasıl etkiliyor?

Kim demiş ilk izlenime aldanmam diye?

Bence hepimiz ilk izlenimle oluşturduğumuz yargıları bir güzel kullanıyoruz. Bazen fikrimiz tamamen değişiyor, bazen de ilk izlenimimizle aynı kalıyor ama sonuçta kullanıyoruz işte.

Peki bu kötü bir şey mi? Mesela o çantayı, bu ayakkabıyı, şu duvar saatini alıp almama ikilemini ateşleyen şey bu ilk izlenimle edindiğimiz yargılarımız değil mi? Evet, yargılar bazı durumlarda işe yarar. Mesela bir kitapçıya girdiniz, raflarda sıra sıra yüzlerce kitap. Aklınızda özellikle bir kitap yoksa ne yaparsınız? Bakar, bakar, bakarsınız. Sonra dokunursunuz, onun kapağını incelersiniz, içini açarsınız, sayfalarına dokunursunuz, belki son sayfasını bile okursunuz (sevmem, yapmayın), hatta belki koklarsınız sayfaları (kağıt kokusuna bayılan bir tek ben miyim?) vee hayırlı olsun: İşte ilk izleniminiz oracıkta oluştu bile.

http://www.optimistkitap.com

Aynı benim bu kitapla buluşmam gibi: Ufak tefek, sağlam, kabı hem sert hem yumuşak bir TED kitabı. Renkli ama sade bir kapağı var. Bir çırpıda okuyabilirmişim hissi uyandırıyor. Şöyle bir içinde göz gezdiriyorum: Ara ara büyük grafikler, ilginç fotoğraflar görüyorum. Dikkat çekici mesajlar var. Evet, sanırım bu kitabı almak üzereyim.

Chip Kidd, yani kitabımızın yazarı bir kitap/grafik tasarımcısı. Aynı zamanda TED konuşması da mevcut. Hatta, kitabı okumadan önce konuşmasını bulabileceğiniz şu TED videosuna bakın derim. (Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan ve kendini kısa ve etkili konuşmalar, etkinlikler, animasyonlar ve kitaplar aracılığıyla fikirleri yaymaya adayan TED'in videoları ile eğer tanışmadıysanız şimdi tam zamanı. Haydi tam şu an!) İşte Kidd, bize ilk izlenimin birbirinden tamamen zıt ama bir o kadar da birbiriyle uyumlu iki özelliğini anlatıyor: Açıklık ve gizem.

Ünlem = Açıklık, Soru işareti = Gizem

Peki ne zaman açık olmalıyız, ne zaman gizemli olmalıyız?
Yok yok merak etmeyin, aşk doktoruna ya da Güzin ablaya bağlamıyorum. Gündelik hayatta net bir şekilde anlamak ve anlaşılmak istediğimiz durumlarda açıklık önemlidir. Örneğin Google Maps'ten yol tarifi bakarken her şeyin açık ve anlaşılır olmasını isteriz; yolda harita bakmak gizemli olmamalı, öyle değil mi?

Google Maps der ki Dubai'den
Taksim'e 1 gün 15 saatte gidebilirim
Diğer yandan, insanların ilgisini çekmek ve bu ilgiyi sürdürmek istediğimizde (Lost dizisini hatırlayalım) - daha doğrusu saklamamız gereken bir şeyler olduğunda gizemli olmalıyız. Gizem doğası gereği karmaşıktır. İşte bizim kitabımızın konusu daa... (yeterince meraklandınız mı?)

Gizem-metre!
Bu kitap, aslında basit bir cetvelden oluşan Gizem-metre ile günlük hayatımızdaki tasarımların açıklık ve gizemlilik özelliklerini ölçüyor.

İnanmazsınız, buraya kadar hala kitabın 8. sayfasındayız :) Chip Kidd, ilgimizi en yüksek düzeyde tutmayı başarıyor ve bizimle adeta sohbet ederek kitabın 9. sayfasını çevirmemiz için heyecanlandırıyor.

Bu noktadan sonra hayatın her alanıyla ilgili örnekler vererek kendi işi olan kitap kapağı tasarımında nelerden ilham aldığını bizlerle paylaşıyor. Ben birazcık kitaptaki örnekleri göstereceğim ve tabii ki etrafta gördüğümüz örnekleri de burada paylaşacağım.

Örnek-1: Bu ilaçlar neden anlaşılmaz oluyor?

Kafamıza göre kullanmayalım diye sadece sağlık sektörü çalışanlarının anlayacağı şekilde yapılmış olabilir, ama arada biz kullanıcıları da düşünseler daha iyi olmaz mıydı?  Bu aşağıdaki nedir şimdi? Ne isminde hayır var, ne etken maddesinde. Evet, Kidd bu örneğe Gizemmetre'de koca bir 10 vermiş! Yani tamamen gizemli :) (Şunu da hatırlatayım, Gizemmetre'de 10 almak iyidir ya da kötüdür yargısı duruma göre değişir. Aşağıdaki ilaç Lost dizisi olmadığına göre, ben bu 10 puanı olumsuz algılıyorum)



Örnek-2: Sinema afişlerini okurken içi daralanlar el kaldırsın
Kitapta bu örneği görünce yüksek sesle güldüm çünkü çocukluğumdan beri o bit kadar yazılara sinir olur, ama bir yandan da en ince detayına kadar okumaya inat ederdim; meğer hem yalnız değilmişim, hem de işin yasal sebepleri varmış. Günün sonunda yazılar minicik ve hala sinir bozucu. Kidd bu tasarıma da yıldızlı 10 vermiş :)

Yazık değil mi Tarzan'ı Tarzan yapan emekçilere?

Son örnek: Nerede bunun kapatma zımbırtısı?
Elinizde telefon, internette geziniyorsunuz; tatil planı yapıyorsunuz ya da haberleri inceliyorsunuz. Tak- reklam çıktı. Dolma gibi parmaklarınızla sağ üstte sinsi sinsi bekleyen çarpı işaretine basmaya çalışırken hoop reklama tıkladınız. Yeni sayfa açılıyor. Geri gelmeye çalışırken sayfayı kaçırıyorsunuz, daha çok sinirleniyorsunuz. Bu kez ekranı biraz daha büyütüp o hain çarpıya biraz daha net hedef alıyorsunuz. Ama o da ne? O çarpı bir kandırmaca- reklamın ta kendisi! Ve kaçınılmaz soru geliyor: Off, nerede bunun kapatma zımbırtısı?!
Size ev ödevi, Gizemmetre'de bu pop-up reklamlara siz puan verin. Unutmayın; 1 en açık, 10 en gizemli.



Chip Kidd, kitabında benim ödünç aldıklarım dışında onlarca örnek vermiş ve bu örnekleri çok akıcı ve gerçekten sizinle konuşur gibi bir tatlılıkla anlatıyor. Gördüğünüz gibi, tasarım evde, işte, hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor ve o ilk izlenimlerimiz genelde tasarıma konu olan şey ile ilgili ilk yargılarımızı doğuruyor.

Tasarımdan devam...
İnsan-bilgisayar iletişimi alanında duayen kabul edilen Don Norman, "iyi tasarım" kriterleri arasında yer alan Visibility (görünürlük/açıklık) kuralını şöyle açıklamış: Eğer ilk bakışta bir "şey"in durumunu ve onunla yapabileceğiniz olası eylemleri hemen çözemiyorsanız tasarımda hata vardır. Tasarımın önemini bu kadar anlattıktan sonra üşenmeyip sizi bir de arkadaşımın blog yazısına götürmek istiyorum. Bu yazıda arkadaşımın, Norman'ın tanımını görselleştirmek için kullandığı örneğin aynısını kullanacağım:

http://www.innova.com.tr/blog

Yukarıdaki kapılardan hangisi tasarım olarak en doğru sizce? 10 saniyeniz var, başladı! 9-8-7-6-5-4-3-2-1-vee süre doldu! Hangi kapıyı seçtiniz?

1. kapıdan başlayalım: Kapının tokmağından kapının sağdan açıldığını anlıyoruz ama kapıyı itecek miyiz çekecek miyiz? Bunu anlayamadığımız için Chip Kidd'in Gizemmetresinde buna 10 üzerinden 6 veriyorum.

2. kapıya bakacak olursak bu şekildeki bir kapı kolunu ancak iterek kapıyı açabileceğimiz aşikar. Peki sağa mı, sola mı? İşte bu kez de bunu bilemiyoruz; bu yüzden Gizemmetre'de bu tasarıma 4 puan veriyorum.

3. kapıya baktığımızda ise artık kapıyı hem iterek açabileceğimiz, hem de sağdan iteceğimiz çok net. İşte Chip Kidd'in yukarıda çokça bahsettiğim iki kriterinden biri olan "açıklık" tüm açıklığıyla huzurlarınızda. Ben Gizemmetre'de 2 puan verdim, siz?

"Açıklık" ilkesini devam ettirecek olursak, Norman iyi tasarımı aynı zamanda "ek açıklama ihtiyacı bulundurmaması" olarak da tanımlıyor. Ve bize şunu öğretiyor: Eğer basit bir şey için işletim talimatı gerekiyorsa o tasarım başarısızdır. Yukarıdaki örneğe bakacak olursak sadece üçüncü kapıyı üzerinde "itiniz" ya da "çekiniz" yazılmasına gerek kalmadan kullanabiliriz. Tüm acil çıkış kapılarının da bu 3 numaralı (gizemsiz, anlaşılır, açık) tasarımla yapıldığını hatırlatalım. Neden? Tehlikeden kaçarken kapıyı çekmekle kaybedecek vaktimiz olmayabilir.

Don Norman'la ilgili ne kadar araştırma yaparsam o kadar ilginç makale ile karşılaşıyorum. Daha geçenlerde, kısaca Jensen saati olarak özetleyeceğim "Duygusal tasarım: İnsanlar ve şeyler (nesneler)" yazısında New York Modern Sanatlar Müzesi'nde gösterilen ve satılan çok şık, etkileyici ama bir  kadar da acayip kullanışsız bir alarmlı saatin değişik insanlar tarafından nasıl değişik algılanabildiğini okudum. Eğer içgüdüsel seviyede biriyseniz dış görünümle ilgili peşin hükümleriniz size bu şık saati -asla kullanamayacak olsanız dahi- aldıracak, eğer davranışsal biriyseniz saatin fonksiyonlarına bakacaksınız ve fiyatı size uygun gelse de eğer kontrolün sizde olduğunuzu hissettirmiyorsa almayacaksınız, son olarak eğer reflektif seviyede biriyseniz -itiraf etmeseniz de-saati sadece prestiji ve size katacağı değeri için alacaksınız.

Sizce Jensen saati (en sağdaki) 5:06'yı gösterebiliyor mu?
http://www.jnd.org/dn.mss/emotional_design_pe.html

Evet, tasarım hayatımızın her yerinde. İlk izlenimlerimiz hayatın her yerinde. İzlenimlerimizi oluşturan algılarımız hayatımızın her yerinde. Peki ya kendimiz? Biz bu izlenimler dünyasında neredeyiz? Bu yazıyı bitirirken yine Chip Kidd'e dönüyorum ve ondan bir alıntıyla noktayı koyuyorum:

"Dünyanızın, ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, sizi nasıl algıladığına önem veriyor musunuz?
...
Daima iyi bir izlenim vermeye çalışın. "

İlk İzlenim Her Şey, TED Kitapları, Optimist'ten.

Keyifle okuyun...

Irmak


Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere