Tayland - Phuket Gezi Yazilarim ve Tavsiyelerim: 3. Gün

İlginç bir gün daha başlıyor.
Sabah otelin başarısız kahvaltısından  apar topar birkaç lokma aldıktan sonra sonra tur servisine atladık (bu kez tam vaktinde geldi). Ben bir gün öncesinin özetini yazarken Onur pek tabii ki uykuya dalmıştı bile :) Neyse, dedikodu yok anlatmaya devam: İlk durak Monkey Cave.





Fotoğraf yeteneğimin olmadığı belli ama "ulu" diye betimlediğim yamacı görün istedim
Kocaman, ulu bir yamacın dibinde onlarca maymunun bulunduğu Monkey Cave'deyiz. Maymunlar bir yana, manzara inanılmaz. Zaten sürekli birileri maymunlara meyve verdigi icin başta bu aktivite pek ilgimizi çekmedi ve seyretmekle yetindik; ancak o minicik elleriyle muzu ve rambutanları yemelerini görünce dayanamadık  ve biz de bir poşet meyve alıp minikleri besledik. Daha büyükler de vardı ama benim için en etkileyici olanı kucağında bebeğiyle atlayıp zıplayan maymunu izlemekti.
Bu resimde gördüğünüzü sandığınızdan daha çok maymun var :)
Bu arada, maymunların durmak dinlenmek bilmeden meyve yiyip mısır kemirmeleri beni çok şaşırttı; hiç mi cırcır olmuyor mu bu hayvanlar? :)
Rambutan yemeyi bu minikten öğrenecek değiliz.

Eveet, maymunlardan sonra sıra fil gezintisiydi. Phang Nga'da öncelikle yemek yiyeceğimiz alana uğrayıp eşyalarımızı kilitli dolaplara koyup anahtarlarımızı boynumuza taktık. Sonra fillere gitmek üzere araçlara bindik vee yarım saat sonra fillerin yanındayız... Burada fillerin tepesinde 3'lu sıralar var. Bu sıraları tutan halatlar fillerin bacaklarından ve kuyruğundan geçiyor dolayısıyla kayıp düşmesi imkansız gibi. Oturduğunuzda önünüzü de halatla sabitliyorlar; ki bu bence tamamen psikolojik, çünkü ilerleyen dakikalarda gördüm ki o rampalarda bir şey olacaksa o önünüzeki ip parçası sizi tutamaz- ama diğer yandan da, filin kafasında otursanız bile bir şey olmaz. Yani baya tezat bir durum.

Bu kısımda maalesef ya korkudan gözüm kapalıydı ya da cesaret gelmişken video çekiyordum o yüzden hiç fotoğraf çekemedim; bu görüntüyü internetten buldum ama gerek parkur olsun gerek düzenek, bizimkinin aynısıydı o yüzden paylaşıyorum. 

Neyse, ben daha önce Sri Lanka'dayken üzerinde yalnızca battaniye olan bir file binmiştim ve fil yürüdükçe oynayan kemiklerini bacaklarımda hissedip acayip huylanmıştım; dolayısıyla başta bu gözüme çok korkutucu gelmedi ama hayvana binmek icin iki katlı bir barakanın üzerine tırmanmamız gerekince yine ürktüm ve binmemeye karar verdim. Neyse, tabii ki son anda bir gazla bindim de pişman olmaktan kurtardım :)  Tabii ki yine çok çok korktum çünkü Sri Lanka'dakinin aksine burada parkur düz değildi: Dik rampalar, yokuş aşağı patikalar, kayalıklı dereler geçtik. Yaklaşık yarım saat süren gezintinin ilk yarısını tamamen kasarak ve gözlerimi yumarak geçirdim, daha sonra ise yavaş yavaş alıştım ama yine de benim için biraz ürkütücü bir deneyimdi.

Bu arada fillerin teklifsiz ihtiyaç molaları var, şaşırtmasın sizi. Önünüzde yürüyen fil bir bakmışsınız şarrrrrrrrrr, bir bakmışsınız pat-pat-pat, bırakıyor ne var ne yoksa :)

Neyse efendim, fillerden sonra sıra geldi şelaleye. Yeni durağımızda, yaklaşık 150 metrelik bir "trekking"ten sonra küçük bir şelaleye vardık. Hava azıcık kapalıydı ama öncü kuvvetler olarak akımı başlattık ve kendimizi gölete attık. Balıklardan rahatsız olur musunuz bilmiyorum ama ben onlarla aynı gölette gezinmekten çok mutlu oldum :) Burada kısa bir sure yüzüp suyun keyfini çıkardıktan sonra yeniden yollara düştük.


Sağda sizi yemek için bekleyen balıklar var, korkmayın.

Bu kez ATV deneyimindeydi sıra. Parkur hiç de başlangıç seviyesi degildi, o nedenle pro bir atv kullanıcısı olan ben bile (!) yer yer biraz zorlandım ama genel olarak adrenalini yüksek tutan bir aktivite olduğu icin sevdim (File gelince kork, atv deyince sev. Olacak iş mi?). Yarım saat kadar atvde takıldıktan sonra nihayet sıra yemeğe geldi 🤘 Dünkü korkunç açık büfenin aksine burada sofra kurdular, hem çok daha temiz hem daha lezzetliydi yemekler. Yemekten sonra Flying Fox'u da araya sıkıştırdık. Sanırım 10-15 saniye suren bir zipline. Kendinizi Tarzan gibi hissetmenizle bitmesi bir oluyor :) O da tatlı bir anı oluverdi orada.


Düşük çözünürlük için kusura bakmayın, motor altımızda zangır zangır ederken bu kadar çekebildim.
Ama asıl bomba kesinlikle rafting! Araçlarla rafting alanına geldik, küme olduk, botlarla suya girdik ve yaklaşık 20 dakika kadar suyun yükselmesini bekledik. Galiba kapakları açıyorlar bu yüzden bekledik çok emin değilim, ama çok da üzümün bağını soracak modda degildim, akıntının güçlenmesiyle biz raftinge başlayınca nedeni niçini unuttum gitti zaten :)


O değil de, bunlar denizanası mı???

Haa bu arada rafting dediğimde beklentiniz yükselmesin, kürekleri size vermiyorlar. Her botta biri önde biri arkada olacak şekilde iki görevli sizinle oluyor ve size sadece heyecanlanıp tutunmak kalıyor. 5 km'lik parkurun sonunda isterseniz 400 Baht daha verip 7 km'ye çıkabiliyorsunuz, ya da biraz daha fazla ödeyerek (ne kadar olduğunu şimdi hatırlayamadım) 9 km'ye tamamlayabiliyorsunuz.

Söylemeye gerek yok bu gezide muhakkak yedek mayo ve kıyafet getirmeniz gerek çünkü sadece nehrin dalgalarından değil, diğer raftingçilerin yanınızdan geçerken küreklerle üzerinize attıkları sulardan da fazlasıyla nasibinizi alıyorsunuz. Bu arada biz tam finişe 15-20 metre kala artist görevlimizin artistliği sayesinde ortada koca bir taşa takıldık, botumuz bildiğin dik bir şekilde aşağı bakar vaziyette sallandı bir süre, ben yanımdaki kızın elini sıkı sıkı tuttum ama kız bacaklarına kadar suya gömülmüştü, düşecek diye çok korktum. Sonra arkadan gelen diğer botun bizi ittirmesiyle yamuk yumuk da olsa botu düzelttik ama bu esnada kafama feci bir kürek yedim. Kask olmasa çok net sıkıntı çıkardı yani bam diye geçirdi biri kafama kürekle ama o can pazarı esnasında ne olduğunu bile anlayamadık zaten.

Evet, rafting son aktivite olduğu icin raftingin bittiği noktada araçlar sizi yemek yediğiniz alana geri götürüyor ve dolaptan eşyalarınızı alıp hemen üzerinizi değiştirip çiçek gibi tazecik olabiliyorsunuz.

Saat 3'u geçerken geri dönüş yoluna çıktık. Dönüş yolunun 2 saat kadar süreceği söylendi. Arabaya bindiğimizde gerçekten pert olmuştuk :) Fazla aksiyon, fazla değişik deneyim, fazla hareket üzerimize tatlı bir yorgunluk serpti.

Şu an ne uyku, ne yorgunluk, tek düşündüğüm şey akşam yemeyi planladığım spring rolls, green curry ve mango-sticky rice. Yaşasın Thai food :) (Sevmeyen icin de Amerikan mutfağı, Turk-Arap dönerciler, helal yemek mevcut. En kötü ihtimalle verin karpuzu verin mangoyu muzu coconut'ı... Meyveler o kadar şahaneyken Phuket'te aç kalmazsınız. Meyveyle pek arası olmayan ben bile acıkınca "Bir tabak mango olsa da yesek" diyebiliyorsam siz bana inanın.

Akşam:
Akşam odaya dönüp eşyalarımızı bırakır bırakmaz kendimizi dışarı attık. Önce Patong sahili uzerindeki Patong Beach Club'da Thai food'a gömüldük, sonra Banana Walk'ta mağazalara bakındıktan sonra (Pasaj gibi, yarı açık ufak bir AVM gibi bir yer) yine ilk gün gittiğimiz Pimnara'da aromaterapi masajını denedik. Thai kadar etkili değildi ama yine de denediğimize değdi. Bir saatlik Thai masajını 500 Baht'a, Aromaterapi'yi de 900'e yaptırdık. TL'ye vurunca 40-75 liraya denk geliyor gerçekten komik bir fark.

Bu arada saat 9'u buldu, Patong'da son gecemiz olduğu icin daha önce bir blog yazısında okuduğum Jungceylon alışveriş merkezini bulup hediyelikler almamız gerekiyordu. Orası da tabii ki beş dakikalık bir mesafedeydi- Thaweewong'un bir paraleli, yani Bangla'yi dik kesen diğer cadde. Hızlıca birkaç şey aldık, fiyatlarının uygunluğu konusunda kesin bir şey söyleyemiyorum, sanırım Bangla üzerinde daha uygun fiyata hediyelikler satan yerler vardı ama akşamın o saatinde Bangla'nin keşmekeşine yeniden dönmek istemediğimiz için alışverişimizi burada tamamladık. Büyükçe bir yer, bence Patong'a gitmişken oraya da bir uğrayın.

Jungceylon'dan sonra hadi son gecemiz gidip Kabare izleyelim diye Onur'u darladım ve en azından kabare de görmüş olduk Patong'daki son gecemizde.

Şimdilik iyi geceler, renkli rüyalar!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere