Tayland - Phuket Gezi Yazilarim ve Tavsiyelerim: 5. Gün

Bugün bizim 1. yıldönümümüz! Maymun viklemeleri ve kuş cıvıltıları arasında başladığımız bu günde bizim tepemizde yağmur bulutları varken karşımızdaki Phi Phi Leh'in arkasında güneş açacak gibiydi.


Biz Phi Phi Don'dayız, karşısı Phi Phi Leh.

Yeri gelmişken hemen söyleyeyim: Phi Phi adalarında yerleşim yeri olan kısım Phi Phi Don (oteller yalnızca burada var), bir de karşıda Phi Phi Leh var. Meşhur Maya Bay (Maya Koyu) da burada. 

Neyse, bu otelde de berbat kahvaltımızı (kahvaltıda kalite anlayışımız çok değişti :)) aceleyle yaptık ve Maya Bay'e doğru tekneye atladık. Otelden Maya'ya 2 kişi 1500 Baht'a gittik-yani 120 TL- zaten tekne bize özeldi, yalnızca ikimizdik çok romantik :) Gidiş yolu bir 15-20 dk sürüyor ama yine de açık deniz dalgası acımadı, adrenalin seviyemizle tatlı tatlı oynadı. Maya'ya varınca bir de ulusal parka destek ayağıyla haracımızı da verdik- kişi başı 400 Baht, yani 35 TL civarı. Üslubumdan anlamışsınızdır, artık Baht'ı TL'ye çevirip "Heyoo ne ucuz" demek yok, aksine "Nee 400 mü!" şeklinde isyan etmek var. Şu çabuk adapte olma huyuma bayılıyorum. Neyse, beni boşverin Maya'ya bakalım biz.

Hello kaa! (Her cümlenin sonuna "kaa" ekliyorlar, biz de alıştık.


Bir kere Maya'yı kesin görün derim çünkü Thailand'ı aratınca karşınıza çıkan resimlerde hep gördüğünüz yer var ya, hah işte orası burası! 
Biz Onur ıssız adada kendini izole hissetti de canı sıkılacak diye plan yapmış olalım diye sırf gitmiş olmak icin gittik ama sonra iyi ki gelmişiz dedik :) Siz de gidin, "iyi ki"lerinizin arasına ekleyin. Burası Leonardo DiCaprio'nun The Beach filminin çekildiği yer. 

Bu arada, Star Wars Episode III - Revenge of the Sith Krabi'de, James Bond serisinden 2 film ve Bridget Jones da Phang Na Bay'de çekilmiş. Hatta Tayland'da "James Bond adası" da oldukça rağbet gören yerlerden.



Maya Koyunda önce içerilere doğru biraz yürüyelim dedik. Sık ağaçların içinden geçerek bir başka minik koya kavuştuk, herkes gibi biz de resim çekmekten geri durmadık. Sonra geri dönerek koyda vakit geçirelim dedik. Koya varmadan önce bizi deli gibi sallayan lacivert dalgalar burada artık turkuaz rengi ve dingin. Manzara heybetli. Kum beyaz ve yumuşacık, gerçekten havlu sermeyi filan boşverin, yatın yuvarlanın o kumlarda.



Tek bir sıkıntısı var, o da ka-la-ba-lık. Ama, çok kalabalık. Yani gidebiliyorsanız sabah erkenden gidin ya da cesaretiniz varsa akşama doğru (dalgaları hatırlatırım) gidin ama gün ortasında gitmeyin. Zaten küçücük koy, aman Allah'ım tekne tekne tekne, insan insan insan, elinizi nereye atsanız birinin selfie çubuğuyla karşılaşıyorsunuz. Yani şöyle manzarayı güzelce çekeyim dedim yok. Poz veren insanlardan doğru açıyı bulmanız imkansızlaşıyor :D
Bir de uzakdoğulu kadınların klasik pozları: Kollarını geride açıp pareolarını rüzgarda dalgalandırıyorlar. Hiç görmediysem 5 ayrı yerde 20 ayrı kadını bu pozu verirken gördüm, öyle söyleyeyim. Ama yani uzaktan durup bakınca çok komik, herkes uzantı organları olan telefonla geziyor. Eli boş olan Allah kulu yok. Onur çok kızıyor mesela, "Anın tadını çıkarsana, fotoğraf çekicem telaşen olmadan izlesene şuraları" diyor ama o fotoğrafların kıymetleri de eve dönünce anlaşılıyor, o yüzden o bana kızmaya devam ededursun, ben de "Bir kere de sen bana 'hadi gel seni çekeyim' de yahu!" diye söylenmeye devam ediyorum :D 

Gittiğimizde henüz ziyaretçi akını başlamamıştı.

Maya'da 3 saat kalacaktık ama 2 saatin sonunda güneş fena kavurmaya başlayınca hadi dönelim dedik. Ama Otele dönmek yerine Tonsai koyuna, yani Phi Phi Don merkeze gittik. Buranın arkasında da ayrı bir koy var ve hangi akla hizmet bilmiyorum ama biz gitmedik. Yani daha doğrusu dükkanların olduğu sokakta yürümeye başladık ve "buranın arkasını da keşfetmek lazım" dediğimiz halde unuttuk :) Küçük salaş restoranlar, adeta çay bahçeleri, eski oteller var burada ve bana çok sempatik geldi. (Belki o izole olmuşluk hissini unutturduğu için dört elle sarıldık buradaki esnafa, bilemiyorum). Yol üzerinde bir de dandik masajcı vardı, azıcık klimadan faydalanalım diye içeri attık kendimizi, sokağa bakan koltuklara geçip ayak masajımızı yaptırdık. Burada Pimnara'da 600 Baht olan ayak masajı 300'lere iniyor, biz yarım saat yaptırdık 200 Baht ödedik (yani 20 liradan az). 

Buradan çıkınca biraz acıktık ve "ne yesek" diye dertlenirken "Mango Garden" isimli küçük bir restoran gördük. Hatta ahşaplı sarılı dekorasyonu ikimize de İstanbul'daki Kasap Döner'i hatırlattı. Neyse, Mango Garden ismindeki bu yer Tayland'da açık ara en favori mekanımız oldu! Her şey mangolu, her şey! Meyve suları, shake'ler, tatlılar, dondurmalar... Her şey!
Ve sonunda meşhur "Sticky rice mango" tatlısını da deneyebildik. İlk deneme icin efsane bir adımdı :) Hindistancevizi sütü + pilav (anne pilavı gibi değil tabi ama yine de pilav) ve mangodan olusan bir tatlı. Bir tanesini bitirmek biraz zor, bana fazla tatlı geldi ama gerçekten denemelisiniz bence. 

Phi Phi'ye gelip Mango Garden'da şunu yemezseniz gerçekten küserim size, bilesiniz.


Ayaklar mutlu, mide çok mutlu, e ne yapalım? Hadi otele kadar yürüyelim dedik. İşte Tonsai'nin arkasını yürümeyi unuttuğumuz an! Ama bu an aynı zamanda tatilde aldığımız anlık kararların en isabetlileri Top-10 isimli listeye ilk sıralardan giriş yaptı! Kah kumsalda, kah ağaçların arasında, kah dik bayırlar tırmanıp ağaç köklerinden oluşan basamaklardan inerek yaklaşık 50 dakika yürüyerek otelimize vardık. 

Hello kertenkele kaa!

Yani longboat ile 7-8 dakika süren yolu yürüyerek biraz uzattık ama doğa ve yol gerçekten görülmeye değerdi.



Bu arada, aklınızda bulunsun, dönüş yolunda yürürken içinden geçtiğimiz Viking isimli otel, açık ara en cool oteldi. Şu ağaçtan oydukları büste bakın, bana hak vereceksiniz. Ha "Büste bakarak mı otele karar vereceğidik?" derseniz siz de haklısınız tabii.

El emeği göz nuru dedikleri bu değilse ne?

Phi Phi merkezden minicik bir tavla almıştım, tabii ki doğa yürüyüşümüz bitip kumsaldan otel sınırlarına kavuşur kavuşmaz denize attıktan sonra keyifle tavlamızı attık, daha ilk yenilgimi almıştım ki tepemizde öbeklenen siyah bulutları (kara bulut demek, gördüğümüzün yanında hafif kalır) farkettik ve beş dakika icinde şakır şakır yağmur yağmaya başladı.

Akşam da yemekten sonra  Let's Sea ismindeki barımıza gittik, yine çok güzel müzikler çalıyorlardı. Küçük ve tatlı bir yer. Zaten Long Beach'te yapılacak tek aktivite de buydu, Allahtan orası var yoksa akşamlar geçmek bilmeyebilirdi :D 

Eveeet, Phi Phi'de yine dolu geçen bir gün ve boş geçen bir akşamdan sonra bir sonraki durağımıza aşırı motive bir şekilde kendimizi uykunun kollarına bıraktık. 

Bu arada dediğim gibi, bu otelde doğanın kucağında olmaya bayıldık ama gerek sivrisinekler, gerek otelin "salaş"lığı (şair burada salaş derken biraz da otelin pek temiz olmamasının verdiği tedirginlikten bahsediyor) derken aslında burada yeteri kadar kaldığımız farkettik. Yani şöyle söyleyeyim, burada bir gece ya da iki gece konaklamak ideal. Tadında bırakmış olursunuz. Fazlası fazla gelir bence. 

Yarın sabah 7:30 check-out veee 8'de Tonsai iskeleye gidip bizi 9'da Phuket'e geri götürecek olan iki saatlik yolculuğa hazırız!

6. günde görüşmek üzere!!!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere