80 yaşında olduğuna bakmayın, bu kitabın bir bildiği var: Dale Carnegie - Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı

Herkese merhaba,

Bir süredir yazmıyordum ama kitap okumadığımı düşünmeyin, aksine çok güzel 2 kitap bitirdim ve artık ikisini de teker teker paylaşmanın heyecanı içindeyim.

Dale Carnegie - Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı
Bu kitabı ilk okuduğumda liseye giden 17 yaşında bir genceciktim, şimdi ise 28 (kimine göre 29 :)) yaşındayım ve 10 yıl sonra bu kitabı okumak gerçekten güzel bir nostalji yaşattı bana. Ama daha güzeli, kitabın yaklaşık 80 yıl önce yazılmış olması. Dikkat edin; sosyal medya yok, iPhone yok, anlık paylaşımlar yok, internet yok, WhatsApp yok, yani alışkın olduğumuz modern iletişim gereçlerinin hiçbiri yok. İş hayatı şimdi içinde bulunduğumuz beyaz yaka hayatından muhtemelen daha farklı, sosyal göstergeler değişik... peki o halde 80'lik bu kitabı 2016'da hala okumak neden?



Altın kurallara bakalım, cevabı onlara bırakalım:
1.Eleştiri posta güvercini gibidir, döner dolaşır size gelir:
Eleştirmeyin, kınamayın ve şikayet etmeyin. Unutmayın ki eleştiri post güvercini gibidir; ağzınızdan çıkan zehirli oklarınız döner dolaşır size geri gelir. Birini eleştirdiğinizde o kişide savunma mekanizması yaratacaksınız ve karşınıza aldığınız kişi sadece kendini haklı çıkarmaya çalışmayacak, aynı zamanda birazcık zehirli oklarını da size doğrultacaktır.  Sonuç: Daha çok can sıkıntısı.

Allah bile kullarını en son güne kadar yargılamazken, biz neden etrafımızdaki insanları yargılayalım?

2. Dürüst ve samimi bir şekilde takdir edin:
Burada yağcılıktan bahsetmiyoruz. Burada anahtar kelimemiz candanlık. Carnegie diyor ki "Takdirlerinizde candan, övgülerinizde savurgan olun". Bir restoranda yediğimiz yemeği beğendiysek şefe teşekkürlerimizi iletelim, yorgun bir satış elemanının bizim için uğraştığını görüyorsak iki kelime ile onu takdir edelim. Bizim nedense kötüyü karalama, iyiyi ise görmezden gelme huyumuz var, artık bunu değiştirelim.


Belki o an tek ihtiyacı olan şey bir tebessüm
Azıcık empati: 
Çok basit bir örnek vereceğim: Annemle babam doktor; onların poliklinikte randevusunu bekleyen bir hastayı -içerideki hastanın muayenesi tamamlanmadığı için- birkaç dakikalık gecikme ile çağırmaları bile kendilerine yol-su-elekrik (kutuya atılan şikayet dilekçesi ile başlayan uzun ve can sıkıcı bir süreç) olarak dönebilirken (empati nedir bilmeyen hastaların sayısını tahmin edemezsiniz) tedaviden çok memnun kalan hastaların aynı kutuya teşekkür mektubu atma oranını tahmin edebilir misiniz? Muhtemelen 1'e 10 bile değildir. Çünkü insanlar düzgün hizmet aldıklarında "Tabii ki yapacak, işi bu!" diye durumu normalleştiriyorlar ancak karşılarındakinin de "insan" olduğunu, bir tatlı söz, bir içten teşekkürle tüm günün enerjisini yükselteceklerini, iyiliğe vesile olacaklarını anlayamıyorlar.

3. Karşınızdaki kişiyle 'gerçekten' ilgilenin:
Sizin de etrafınızda söylediğiniz her şeyi kendine çeviren, kendisiyle ilişkilendiren ve kendisini merkeze oturtarak sohbeti devam ettiren kişiler var mı? Hah, işte onlardan olmayın. Biri size baharı ne kadar çok sevdiğini söylüyorsa siz de hemen atlayıp baharı ne kadar sevdiğinizi, baharda yürüyüş yaptığınız için yaza formda girdiğinizi, sonra yazın doyasıya dondurma yiyebildiğinizi, aa bu arada geçen yaz Alaçatı'da sokakta dondurma sırasında beklerken gördüğünüz ünlü mankenin sandaletlerinin sizinkiyle aynı olduğunu farkedip bu arada ne de biçimsiz ayakları varmış diye düşünüp güldüğünüzü... anlatmayın. Bırakın karşınızdaki baharı sevdiğini söylüyorsa anlatsın size biraz çiçek böcek. Atlamayın hemen.

Bu aralar fazla Survivor izlediğim belli oluyor mu? :)
4. Tartışmayı kazanmanın tek yolu, o tartışmaya girmemektir:
Tartışmadan kaçının, çünkü 10 tartışmadan dokuzunda elde edeceğiniz sonuç karşınızdakinin kendi fikrine eskisinden çok daha sıkı sıkıya bağlı kalacağıdır :) Tartışarak karşınızdakini ikna edemezsiniz.

Benjamin Franklin günlerden bir gün demiş ki "Tartışıp, ters düşüp insanları gıcık etmeye devam ettiğinizde ara sıra zafer kazandığınız olur, ama bu içi boş bir zaferdir çünkü karşınızdakinin iyi niyetini asla kazanamazsınız."

Nedense bu söz bana Survivor Semih'i hatırlattı :) Semih fanları, şimdi beni eleştirecekseniz önce madde 1 ve 4'ü hızlıca yeniden bir okuyun derim :)

5. Arkadaşça başlayın:
Hikaye bu ya, rüzgarla güneş kendi güçlerini kanıtlamaya çalışırken bir iddiaya girmişler. Rüzgar güneşe demiş ki: Şurada yürüyen dayı var ya, işte onun paltosunu senden daha hızlı çıkarabilirim. Bunun üzerine güneş bulutların arkasına saklanıp rüzgarın numaralarını yapması için sahneden çekilmiş. Rüzgar bir başlamış esmeye, gitgide gücünü artırmış neredeyse kasırga halini almış ama o gücünü artırdıkça dayı da paltosuna daha sıkı sıkı sarılmış. En sonunda rüzgar pes etmiş, bunun üzerine güneş bulutların arkasından sakin sakin çıkmış, dayıya sıcacık gülümsemiş. Beş dakika içinde dayı paltosunu çıkarıp koluna takmış. Güneş de dönüp rüzgara demiş ki:

Nezaket ve arkadaşça yaklaşım her zaman öfke ve kabalıktan daha güçlüdür.

Evet, 200+ sayfalık kitabı sizleri sıkmadan bu kadar anlatabildim. Dale Carnegie'den pek çok tavsiye kitapta mevcut. İlgilenenlere tavsiye ederim. Kitabı idefix, D&R ve kitapyurdu.com'dan edinebilirsiniz.

Gördüğünüz gibi, 80 yıllık bir kitap olsa da güncelliğinden hiçbir şey yitirmemiş. Ee, insan ilişkileri her zaman #trending #topic.
Beğenenler "like"lasın, haydi elden ele :)

Teşekkürler,

Irmak

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere