Beyaz Yakalının Seyir Defteri

Selam gençler,

Ben kariyerime rüya gibi bir atmosferde başladım. Uluslararası bir firmada, hiyerarşisi olmayan açık ofis ortamında, hem de Kanyon'da, hem de neredeyse tamamı benim jenerasyonumdan oluşan genç bir ekibin içinde işe başladım.

Benim beyaz yakada istediğim marketing communications (pazarlama iletişimi) yapmaktı.
Bu iş, o iş değildi.
Bu iş ilk etapta para da vermiyordu ama farklı birçok sektörden birçok firma ile birlikte çalışacağım için networkümü genişletebilir (daha doğrusu bir network oluşturabilir), buradan bir sıçrama tahtası gibi faydalanabilirdim. Ortamı güzeldi, happy hourları efsaneydi, üniversite hayatının devamı gibiydi.

Hem önemli olan para değildi. Öncelikle güzel bir firmada başlamak önemliydi. Önce "kapağı atalım"dı, "gerisi zaten gelir"di.

Yalan.



İlk 3 ay içinde işin de sektörün de bana uygun olmadığını anlamıştım.

Ama...

1- Daha üç ay olmuştu, bu süre karar vermek için çok erkendi.
2- Etrafta herkes işinden şikayet ediyordu, herkes şikayet ettiğine göre dream job diye bir şey yoktu. Varsa da bulmak için zaman tanımak lazımdı.
3- Yeni mezun birçok arkadaşım harıl harıl iş arıyordu, böyle zor bir dönemde "bu işi sevmedim hadi byee" demek şımarıklıktı, hem ayrıca ben kariyer yapacaktım. Dikenli filan olduğu söylenen tüm bu yollar işte önümdeydi, mental olarak hazırdım.
4- Ben bir "quitter" değildim, sevmediğim için bir işten ayrılmak söz konusu olamazdı.

Yalan dolan.

Gidebilirdim. "Bu daha ilk işim, master'ımı yeni bitirip Türkiye'ye dönmüşüm, demek ki doğrusu bu değil, demek ki hata etmişim, demek ki başka bir yerlerde beni bekleyen başka bir fırsat var" deyip gidebilirdim. Gitmedim. Onun yerine işimi sevmeye çalıştım, işime asıldım. Çok sevdiğim ve genç yaşına rağmen kapasitesine çok inandığım seniorum ile yeni müşteri ziyaretleri, KPI'ları aşmalar, beklenenden hızlı ilerlemeler falan... Kendimi kaptırdım.

7-8 ay geçti. Sorgulamadan. Sadece dışarı çıktığımda hayatın bundan sonra hep böyle 8:00 - 19:00 mu geçeceğini düşünüp önümdeki sonsuzluğun korkusunu yaşadım. Ama ofise girince unuttum. Muhtemelen her iş çıkışı ya da öğle yemeği dönüşü bu korkuyu yaşadım. Ama ofise girince unuttum.

Sonra bir gün...
Müşteri ziyaretlerine şirketin BMW'leriyle gitmekten gurur duyanlarla inceden dalga geçerek eğlenceli başladığımız toplantıya gidiş yolculuğumuz, seniorumun işten ayrılmayı düşündüğünü söylemesiyle eğlencesini kaybetti. Sonra o gitti. Ben kaldım. Çünkü rüzgarı arkama almıştım, işte iyiydim. O an uyanamadım: Çünkü şirkette herkes gidebilirdi, şirket başka "herkes"lerle devam ederdi. Şirket dediğin şey devam ederdi. En etkili yöneticinin bile etkisi gidene kadardı, yaşayarak görmüştük. Şirkette herkes gidebilirdi, kurumsal hafıza 3 gündü. Ve ben bunu "wisdom" olarak görüyordum: İnsanlar gider, şirket kalır. Eskisi gibi eğlenerek, inanarak yapmayacaktım işimi, ama devam edecektim elbette.

Bu arada, pazarlama iletişimi işi yapmıyordum. Bunun bir yerde kendini hatırlatması gerekiyordu. Bu benim üniversiteden beri istediğim alandı. Ama yaptığım iş bu değildi.

Zamanla... Önümdeki duvarda herkesin KPI'larının yazdığı bir çizelge vardı. Ben oraya boş bakıyordum. Hayat demek KPI demekti. KPI'lar o çizelgedeydi. O çizelge sizi vezir de ederdi, rezil de.

Ben bu işi sevmiyordum. Ama quitter değildim. İlk işimi öyle hop diye bırakamazdım. Hem ikinci işimin bundan iyi olacağının garantisi var mıydı? Ya "gelen gideni aratırsa"ydı?

En sonunda bitirdim. Başka iş bulmadan, ilk başta bahsettiğim networkten hiçbir beklenti içinde olmadan, önümü görmeden bitirdim. Kafamdaki plan ise şuydu: Marketing communications olacak. Bu kadar.

Ve ben 3 hafta sonra yeni işime başlamıştım. Tahmin edersiniz: Bu kez pazarlama iletişimi.

Evet, artık konuyu kitaba bağlama zamanı geldi
Bunları neden anlatıyorum? Çünkü Beyaz Yakalının Seyir Defteri kitabını okumaya başladığım andan itibaren geçmişe dönük sorgulamalara giriştim. Üniversitede neydim, nasıldım, hedefim neydi? Sonra ne oldu, ne yaptım, hayat nasıl şekillendi? Şimdi neredeyim, ne yapıyorum, bugünkü hedeflerim neler?

İlham Süheyl Akgül, kitabında diyor ki: "İş yaşamında ne istediğinizi iyi bilmelisiniz... Her hedefin bir bedeli vardır. Bedeli ödemeye hazır mısınız? Hedeflerinize sahip çıkmazsanız, bunun için çaba harcamazsanız, kendinizi başkalarının hedefi içinde aracı roller oynar durumda bulursunuz. (s. 25-26)

Bu kitap kariyerine yeni başlamış, birkaç yılı geride bırakmış, ekip yönetmeye hazır, ekip yöneten... kısacası yolda olan herkesin en az bir kere okuması gereken bir kitap. Bakın, benim bu yazımın en başında anlattığım kısım, kitabın da ilk kısmını oluşturuyor. Başlık şu: İş yaşamı rastlantı ve gerekliliklerden oluşur. Ve diyor ki: Büyük ihtimalle planlarınız, haritalarınız ilk etapta araziye uymayacaktır... Unutmayın, iş yaşamında, ilk etapta nasıl ve nerede başladığınız değil, nasıl yürüdüğünüz önemlidir. Başarılı kariyerler, planlı kariyerler değildir. İnsanlar fırsatlara hazır oldukları sürece kariyerleri gelişir. (s.18-19)



Kitapta en sevdiğim şey ise, Aygül'ün tipik bir kariyer yolunu başından sonuna kadar kronolojik olarak anlatmış olması ve bunu şu şekilde bölümlere ayırmış olması (Bence herkesin okumaya kendi basamağına uygun bölümden başlayabilmesi çok eğlenceli):
1. Kariyer yolculuğu öncesi - Çaylaklık (Bilinçsiz yetersizlik)
2. İlk kariyer - Çıraklık (Bilinçli yetersizlik), Kalfalık (Bilinçli yeterlilik)
3. Orta kariyer - Ustalık (Bilinçsiz yeterlilik)
4. Son kariyer - Bilgelik (Bilinçsiz yeterlilik farkındalığı)

Kitabın içeriğini ve ne kadar "hepimizi" anlattığını sadece şu birkaç başlığa bakarken bile anlayabilirsiniz. Gerçekten tokat gibi:

  • Beş gün satmak, iki gün almak... Beyaz yakalı olmak...
  • Sorun var ve bir öneriniz yoksa siz de sorunun bir parçasısınız demektir.
  • Neyin ilaç, neyin zehir olduğuna dozu karar verir.
  • Güç oyunları mı, toplantılar mı?
  • Beyaz yakalı vebasının ilacı yoktur
  • CEO değil CHO (Chief Happiness Officer) olabilmek

Bu yazımı, daha bir çok hedefi olan bir beyaz yakalı olarak genç arkadaşlarıma bir tavsiye vererek sonlandırmak istiyorum:

Arkadaşlar, yolunuzun yanlış olduğunu farkettiğinizde ilk fırsatta yolunuzu değiştirin. İçinize yolunuzun yanlış olduğuyla ilgili bir kurt düşmüşse "Yok canım, doğru yoldayımdır" diye diye yolu uzatmayın. Sonra o yol sizi bambaşka bir yere çıkarabilir, benzin bitebilir, araç arızalanabilir, en iyi ihtimalle başladığınız noktaya geri dönersiniz ama bu kez de çok vakit kaybetmiş olursunuz. Dönün yolunuzdan gençler. Kendinizle inatlaşmayın; gereksiz hırs, gurur yapmayın. Nasıl olur da yanlış yaparım? diye kendinize kızmayın. Kendinizle çatışmayın.  Emin olun ki, sizin büyük kayıp olarak değerlendirdiğiniz bu zaman dilimini emekliliğiniz geldiğinde hatırlamayacaksınız bile. Ve hayatınızı kazanmanız için çok daha iyi bir fırsat ileride bir köşede saklanmış, sizin onu bulmanızı bekliyor!


Beyaz Yakalının Seyir Defteri, İlham Süheyl Aygül. Optimist'ten.

En iyimser hislerimle,

Irmak

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere