Cinsellik Üzerine Toplumsal Fragmanlar


Yeniden merhaba,

Daha kısa aralıklarla yazabiliyor olmak ilham verici. Bunda son 3 haftada gerçekleştirdiğim 4 uçak yolculuğunun payı büyük. En güzeli, 1-1.5 saat boyunca başka hiçbir iş yapma zorunluluğu olmadan sadece okuduğum kitaba yoğunlaşabilmek...

Eskiden ayna diye bir şey yoktu, şimdi duckface'li selfie'ci kızlarımız var



Bir kere Selfie çılgınlığını küçümsemeyin. İki sebebi var: Birincisi, sizin de muhakkak en az bir selfie'niz vardır; ikincisi ve daha haber değeri taşıyanı ise şu ki, Oxford Üniversitesi, 2013 yılında selfie tabirini yılın kelimesi olarak seçmiş. Dahası, Amerikan Psikiyatri Derneği de selfie pozundan vazgeçemeyenlere "Selfist" demeye başlamış (s.13-14).

Peki aynadaki akisleri fotoğraflamakla başlayan ve hızla duckface modasını ortaya çıkaran, şarkılara konu olan (Evet, biz de Let me take a selfie şarkısını bir dönem son ses dinledik), yeni pazar alanları yaratan (telefonlardaki ön kameralardan tutun selfie çubuklarına kadar), şimdi ise genç yaşlı demeden herkesi etkisi altına alan bu selfie akımının özü nedir?

Burada, bulabildiğim en tatlı duckface'i koymak istedim :)
Yazarımız Emre Caner diyor ki, bakışın egemen olduğu bu postmodern çağda bedenin narsist bir gösterge gibi sunulması, görünür olabilme takıntısını ortaya koyuyor. Selfieler insana yalnız başınayken bile sosyalleşme tatmini sağlıyor. Dahası, Selfie'nin bu kadar popülerleşmesinin altında, izletenin gönüllülüğü sayesinde ortaya çıkan kışkırtıcı özün katkısı yadsınamaz (s.14).

Tarihi milattan öncesine uzanan ve 17. yüzyılda yeniden gündeme gelmiş olan yüz aynalarının, bütün vücudu gösterebilen devasa şeyler haline gelmeleri 19. yüzyılı buluyor. Peki yaklaşık iki yüzyıl boyunca insanlar neden yüzlerini inceledikleri bu aynaların büyüğünü yapıp vücutlarını da incelemeye başlamadılar? Aslında cevabı çok basitti: Böyle bir ihtiyaç yoktu. Fakirlerin ayakkabıları hep çamurlu, kıyafetleri hep yamalıydı, zenginlerinse onları muntazam giydiren uşakları vardı, e aynayı ne yapacaklardı? Çıplak vücut mu? Hayır, bunu izlemeye zaten gerek yoktu çünkü o çağlarda bedenin özgünlüğü yoktu, seyredilecek bir şey yoktu, ayrıca da yasaktı (s.15).

İnsan kendi vücuduna bakmaktan çekinmemeyi 20. yüzyılda öğrendi. Bu çağda bireysellik bilinci arttı, insanın kendini "biricik" hissetme arzusu ön plana çıktı ve de göz artık suçluluk duygusundan arındı. Kişinin boy aynasının karşısına geçip çırılçıplak poz vermesi kendini hem teşhirci hem röntgenci yaptı ve kendine bakmayı öğrenen insan görselliğin egemen olduğu çağı başlattı. Bedenin önem kazanması biriciklik özlemiyle birleşince de insan biraz daha vücuduna döndü ve vücudunun üzerinde kendini eşsiz kılan işaretler bıraktı. Dövmeler, piercingler bu biriciklik arzusunun eserleridir.

Kraliçemizin tek güzellik kıstası yüz güzelliğiymiş, demek güzellik kavramına pek bütüncül yaklaşamamış.
Sen buna değersin
Haydi biriciklikten devam edelim. Eskiden, Henry Ford'un T-Model arabaları varken, yani satın alınabilecek tüm arabalar siyahken reklamlar ürün tanıtım amaçlıydı. Özendirmeden çok bilgilendirme vardı. Daha sonra, ürüne ihtiyacı olmadığı anda da tüketiciyi cezbedebilmesi için reklamlar ürün kendisinden çok, üzerine yüklenen anlamlara odaklanmaya başladı. (Bunun için  "Pazarlama Görünüşümüzü Nasıl Değiştirdi" kitabını anlattığım yazıma bir bakın derim.) Sigara kahramanlık oldu (Marlboro man), gazoz cool'luk oldu (Sprite) vs vs. Fakat yine de ürün ve temsil ettiği anlam arasında bir denge vardı. Şimdi ise ürün iyiden iyiye yok oldu ve sadece soyut anlamlarla donandı.

Özgürsün, farklısın, biriciksin, üstünsün, limitsizsin, vakit geçirme, hemen şimdi yap...
Postmodern çağın benci insanı zaten bunları duymak istiyordu. Hem de sahip olması öğütlenen ürün sanki insana gerçekten de biriciklik kazandıracakmışçasına onu hemen o saniye istiyordu (s.63).

Ertelemek 21. yüzyılın karabasanıydı.

İki cümle arasındaki farkı bulun
Peki "Sen buna değersin" ne anlama geliyor?
Cevap-1: Sen buna değersin (layıksın)
Cevap-2: Sen bundan yoksunsun, dolayısıyla sen de sahip olmalısın

İşte kilit nokta bu, günümüzdeki benmerkezci postmodern yaklaşım aslında bu iki uç arasında gidip geliyor. "Ben buna değerim" diye narsist yaklaşımlar sergiliyor ama bir yandan da eksiklerinin farkında ve bunun altında eziliyor. Kendine bayıldıkça aslında zayıflıklarını daha fazla ortaya çıkarıyor.



Bitiriyorum 
Evet, Emre Caner'in Su Yayınları'ndan çıkan "Cinsellik Üzerine Toplumsal Fragmanlar" isimli kitabından sadece 2 bölümünü anlattığım blog yazımı okudunuz. 96 sayfalık bu incecik kitabın içinde ahlak, felsefe, cinsellik, toplumsal olaylar, tabular konularında çarpıcı incelemeler mevcut.

Güzel okumalar dilerim.

Irmak



Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere