Kayıtlar

Strateji Oyunları

Resim
Doğru kararlar, mutlu oyuncular! Oyuncular bizleriz; oyun alanımız da hayatın ta kendisi. Ev sahnesinde ailemiz, işyerinde çalışanlar, şirketlerde rakipler, ülkelerde komşu devletler, hepimiz binlerce sahnede milyonlarca farklı oyunda rol alıyoruz. Karar veriyoruz, adım atıyoruz, geri çekiliyoruz, pasif kalıyoruz, çıkıp gidiyoruz, susuyoruz, ileri atılıyoruz. Bitmedi. Yol ayrımlarında kalıyoruz, karşılıklı menfaatlerimizi gözetip optimum noktada buluşuyoruz, uzlaşacak mıyız çatışacak mıyız buna karar veriyoruz, bazen "zararın neresinden dönsek kardır" diyoruz, bazen de gemileri yakıp savaş açıyoruz. Sürekli bir devinim halindeyiz. Aslında koşullara göre bitmek bilmeyen bir dans bu devinimin adı. Peki neden? En doğru kararları vermek için, kazancımızı azami seviyede tutarken kaybı asgaride bekletebilmek için. Peki nasıl yapıyoruz? Strateji ile. Stratejik düşünüyoruz, stratejik planlama yapıyoruz, stratejik kararlar verip stratejik aksiyonlar alıyoruz. Bu kitap da,...

Rakamlara takılma!

Resim
Herkese merhaba, Severek gittiğiniz bir işiniz olabilir, sevmeyerek gittiğiniz bir işiniz olabilir, ayaklarınız geri geri giderek gittiğiniz bir işiniz olabilir. Margaret Heffernan'a kulak verirseniz, daha iyi bir çalışma ortamı yaratmak için atabileceğimiz basit ama etkili adımları fark edebilirsiniz. Ama süslü püslü kelimelerle bezenmiş, bir gecede elde edebileceğiniz değişim sırları bulamayacaksınız. Yavaş yavaş gelen sağlam bir değişime var mısınız? Kurum kültürü = Hem lanet, hem nimet İşyerimizi yaşanılır kılabilmemiz için en önemli etken kurum kültürü. Kurum kültürü lanetlidir çünkü aslında karmakarışık bileşenlerden oluşur ve tam olarak ölçülemediği için de kontrol edilmesi zordur. Ve maalesef kurum kültürü "ha" demede oluşmuyor. Yani şirketin duvarına kurum kültürü olmasını istediğiniz mesajları yazdığınız an o mesajları hep birlikte benimseyip kültüre katmış olmuyorsunuz. Duvarında "İletişim her şeyden önemlidir" mesajı bulunup çalışanlarını...

Duygusal zeka: Buzdağının görünmeyen kısmı

Resim
Ben bugün kendi kendime konuşmak istiyorum. Sorular sormak, kendimle hafifçe dalga geçmek, kendimi sorgulamak istiyorum. Aşağıdaki soruları isteyen kendi üzerine alabilir, ama ben kendi kendime konuşuyorum. Dolayısıyla alınmaca darılmaca yok. Duygusal zeka, üzerinde tartışmaların, fikirlerin, araştırmaların ve yeni sonuçların hiç bitmediği bir konu. Hayatla yarışıyor gibi, sürekli kendini yeniliyor ve bir de bakıyorum ki, daha önce farkında olmadığım iletişim kopukluklarında ya da genel anlamda "fail ettiğimiz" (madem ki iş konuşuyoruz) zamanlarda fatura hep duygusal zekaya kesiliyor... Genelde duygusal zeka denince aklıma doğrudan empati yeteneği geliyor ya, aslında konu bundan çok daha derin.  Ben yine etrafımda şahit olduğum yaralara parmak basan kısımları anlatmak istiyorum. Senin de etrafında duygusal zekadan kaynaklanan problemler yaşayan insanlar olmuştur ve dahası, belki sen de onlardan birisindir. Benim etrafımda da onlardan bolca var. Ve bu insanlar yaşaml...

Gel, Kal ve Bağlan

Resim
Herkese merhaba, Araya uzunca bir süre girdi farkındayım ama bu süre içinde hem yazacak kadar içime sinmeyen birkaç iş dünyası kitabını, hem de Danimarkalı Kız, El Kızı ve Ömer Hayyam Rubailerini okuduğum için size Ekim ayında tek bir kitap sunabiliyorum... Bu yazıma  Optimist kitap blog sayfasından  da ulaşabilirsiniz. Başlayalım... İşveren markası ve işin perde arkası Şirketlere soruyorlar: “ Bu güne kadar işveren markası için ne yaptınız? ” Cevap: “ Biz bu güne kadar işveren markası adına herhangi bir çalışmada bulunmadık. ” Ve burada başlıyoruz: Çünkü aslında şirketiniz işveren markası için durmadan bir şeyler yapıyor. Çalışanınızın eşi ameliyat olduğunda ona gönderdiğiniz çiçek de, kriz döneminde işten çıkardığınız çalışanlar da markanıza ait yürüttüğünüz faaliyetler. Olumlu ya da olumsuz, bilerek ya da bilmeyerek çevreye sürekli bu markayla mesajlar veriyorsunuz. Peki, “işveren markası” bilinci olmadan konuyla ilgili bu kadar işe imza atı...

İçimi döküyorum, döküyorum, döktüm!

Benim blogum benim kararım :) 3 yıldan fazladır bu blogu yazıyorum, blogun amacı kitap tanıtımı, ama sonuçta benim blogum ve istediğim gibi ara sıra başka şeyler de yazıp baharatlar katabilirim değil mi? Daha önce bir seri gezi yazısı yazdım değişiklik olsun diye, işte şimdi de içimi dökeceğim bir kereliğine. Vira bismillah. “Ooh” dedim, “ve bitti!”  Arabadayım, rasgele bir şarkı açtım, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorum, kavşaktan geçerken yanlışlıkla ortadaki kaldırıma çıkıyorum, buna da bir kahkaha atıyorum. Bugün, üzerimdeki ölü toprağını silkeledim. Silinmeye yüz tutmuş birini gördüm orda, o benim. Bugün aydınlandım, sonunda gerçekten kendim oldum çünkü bu işten ayrıldım. Ay-rıl-dım. Finito. Giderken ne toplu bir fotoğraf çektirdim, ne bir şey. Herkesin teker teker elini sıktım, bazılarına sarıldım, bazılarıyla vedalaşırken biraz gözlerim doldu ama ağlamadım. Kendimi tuttuğumdan değil -zaten asla tutamadım ki bugüne kadar- içimden gelmedi. Gelse zaten engelley...

KEYİF A.Ş. - İşyerinde keyif önceliğiniz olabilir mi?

Resim
Herkese merhaba! Öncelikle şunu söylemek isterim ki bu yazımı Optimist Kitap için yazdım, eğer Optimist blogu ziyaret etmek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz! Buyrun başlayalım: Siz de işyerinize bir tutam keyif getirebilmenin hayalini kuranlardan mısınız? Ne iş yapıyor olursanız olun, daha önce hiç tanışmadığınız bir şirket işleyişiyle tanışmak üzeresiniz; hazır mısınız? Bir otoparkın zemin katında yer alan ve penceresi bile olmayan bu şirkete dünyanın dört bir yanından ziyaretler düzenleniyor, geziler yapılıyor, eğitimlere gidiliyor ve bu şirket sürekli “en iyi çalışma ortamı” ve çeşitli büyüme ödülleri alıyor.  Neden mi? Çünkü bu şirkette hedef “keyif”. Eğer siz de kendi dünyanızda keyif kavramına dayalı bir kültür yaratmak istiyorsanız bu kitap size yol gösterici olacak. Nasıl mı? İşte buyrun: Keyif A.Ş. (Joy, Inc.), Amerika’nın Michigan eyaletinde Menlo ismindeki küçük bir yazılım şirketinin kurum kültürüne olan sıra dışı yaklaşımını anlatıyor. Şirket ...