O kadar da zeki değilsiniz!


Yalnızca siz değil, hepimiz için geçerli. O kadar da zeki değiliz.

David McRaney, You are not so smart kitabında bunu anlatıyor.

Yaklaşık 40 bölümden oluşan bu kitap, bildiğimizi, anladığımızı sandığımız “şey”lere aslında tam olarak hakim olmadığımızı, çaktırmadan bazı bahanelerin arkasına saklandığımızı anlatıyor.
Öyle bir kitap ki, bize “hadi hadiiii” diyor; reklamı bilene “kekimi ye beni yeme” diyor.




Neler anlatıyor kitap? Her bölümde önce yanlış kanılarımızı gösteriyor, sonra doğrusunu söylüyor, sonra da bölüm boyunca nedenini açıklıyor. İki örnek vereyim:

1- Seyirci etkisi
Yanlış kanı: Birisi zarar gördüğünde insanlar yardıma koşarlar.
Doğrusu: Bir insanın tehlikede olduğunu o an ne kadar fazla kişi görürse, yardım gelme ihtimali de o kadar azalır.

Seyirci etkisi (bystander effect), aslında bizim de çoğu zaman yaşadığımızı hatırlamadığımız bir durum. Mesela otoyolda giderken dörtlüleri yakmış duran bir arabaya şu ana kadar kaç kere yardım etmek için durdunuz? Hiç mi? Bunun nedeni muhtemelen yol kenarındaki adamın hırlı mı hırsız mı olduğunun belli olmaması değil, ama sizin “nasıl olsa biri yardım eder” diye düşünerek kayıtsız kalmanız. 

Aynı şekilde, bir yerde yangın alarmı duyduğumuzda insanlar içinde aptal gibi görünmemek için genelde kendimizi can havliyle dışarı atmayız, hatta yapılan bir deneye göre böyle bir durumda ortalık dumandan göz gözü görmez olana kadar insanlar birbirlerine bakmaya devam etmişler ve kaçmayı akıl etmeleri bir 12 dakikayı bulmuş.

Aa bu arada, can çekişen yunusçukla selfie çekme derdinde olan vahşilerin haberini hatırladınız mı? 

http://staff.aljazeera.com.tr/sites/default/files/2016/02/18/ara-yunus-1-.jpg

Bunu da öğrendiğinize göre kalabalık bir ortamda sürüden ayrılıp yardım elini ilk uzatan ya da kaçmayı akıl eden artık siz olmak zorundasınız; size bu sorumuluğu da yükledim, mutluyum.


2- Ad Hominem yanılgısı
Yanlış kanı: Bir kişiye güvenmiyorsanız o kişinin argümanlarını da önemsemememiz gerekir.
Doğrusu: İnsanların ne söyledikleriyle neden söyledikleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

İşte, bunu da hepimiz yapıyoruz öyle değil mi? Şöyle birkaç saniye düşünün bakalım, gün içinde acaba kaç kere insanların herhangi bir konudaki duruşları yerine şahsına yönelik laflar ediyoruz? Örneğin bir tartışma esnasında, argümana yönelik eleştiride bulunacağımıza, argümanı yapan kişinin hiç ilgisi olmayan bir özelliğini gündeme getirerek fikirlerini çürütmeye çalışıyoruz? Kaç kere insanları “Bırak onu ya çakal o” ya da “Ay o yalakanın söylediğine mi inanacaksın?” veya “Allah’ın köylüsü, o ne anlar” şeklinde kalıplara sokuyoruz? Tabii ki bir insanın karakteri, deneyimi, hayatı onun düşüncelerini de etkileyecektir ama sırf laf etmiş olmak için alakasız bir özelliğini öne sürmek de her zaman düştüğümüz bir yanılgı maalesef.

Veee bu çok kıymetli aydınlanma ile artık insanlara olur olmaz “sallamamamız” gerektiğini de öğrendiğinizi düşünüyorum. 

Tabii aynı şekilde, insanlar sırf iyi konuşuyorlar, etkili konuşuyorlar diye de onların söylediğini daha inanılır, daha güvenilir bulma gafletine de düşmeyin diye uyarımı yapayım. Aman dikkat!


Yazmaya doyamadım, hadi bir örnek daha vereyim.

Yemeğe gittiğinizi hayal edin: Yeni jean’ininizi giymişsiniz, saçlarınız tamam, özgüven tavan; kendinizden emin adımlarla restorana girdiniz. Herkesin size baktığıyla ilgili müthiş bir inanç hakim; ama gerçekte öyle mi? Üzgünüm ama hayır :) (Blogyazan burada “sorry not sorry” diyerek sarkastik bir çıkış yapıyor). Sonra arkadaşınız da geldi ve yemeğe başladınız; çorbanızı içerken pıt diye birazını üzerinize döktünüz. Kendi kendinize mahçup oldunuz ve bu kez de şöyle hızlıca sağı solu kolaçan edip fark eden var mı kontrol ettiniz. Peki gören oldu mu? Çok büyük olasılıkla yine hayır. Çünkü siz dışarıdayken her anı paparazziler tarafından izlenen bir celebrity gibi hissetseniz de, gerçekte kimsenin birbirini “salladığı” yok; dahası, herkes kendisi ile bu kadar ilgiliyken ve herkes kendisinin spot ışıkların altında bir celebrity olduğunu düşünürken başkasına bakmak niye?

Eveeet herkes size bakıyooor...desem yalan olur :)
Foto: http://www.psdblast.com

Evet, bu bilgiyle de donandığınıza göre artık karaokeye gittiğinizde utanmanın, ezilip büzülmenin ya da özgüven patlaması yaşayarak Tarkansal davranışlara girmenin manası olmadığını da farketmişsinizdir. Haydi çıkıp eğlenin biraz; kimse ne o efsane arabayı kullanan kişinin “siz” olduğunuza dikkat ediyor, ne bisikletten düşen şaşkının yüzünü hatırlıyor ne de sinemadaki acıklı filmi izleyip gün ışığına çıktığınızda ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerinizi fark ediyor.

Keyfinize bakın :)

Irmak

Not: Size benden bir de video gelsin.




Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden ile başla - Simon Sinek

Batna, Zopa ve Sonuç Alıcı Müzakere